Catu ekibi olarak “Apple Music ne kadar” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!
İzmir’de Bir Gün, Kulaklıkta Dertler ve “Apple Music ne kadar?” Sorusunun Peşinde
Sevgili Catu takipçileri, bugünkü yazımızda “Apple Music ne kadar” konusuna odaklanıyoruz.
Sabah uyanıyorum. Alarm çalmış mı çalmamış mı belli değil çünkü zaten gece uyumadan önce “5 dakika daha bakarım” diye telefona dalmışım. Gözler yarı açık, tavana bakıyorum.
İç ses:
“Bugün kesin hayatımı düzene sokuyorum.”
Gerçek ben:
“Önce bir çay, sonra bakarız.”
Mutfağa gidiyorum, bardak elimde ama aklım hâlâ telefonda. Çünkü dün arkadaş grubu WhatsApp’ta bir tartışma başlattı: “Apple Music ne kadar?”
Ve bu soru öyle basit bir fiyat sorusu değil. Bu, modern çağın “Biz neye para veriyoruz ve neden hâlâ mutsuzuz?” versiyonu.
İzmir’de 25 yaşında biri olarak şunu öğrendim: İnsanlar kahveye para vermeyi sorgulamıyor ama aboneliklere gelince bir iç muhasebe başlıyor. Sanki banka hesabı değil de vicdan hesabı.
“Apple Music ne kadar?” sorusu neden bu kadar büyüyor?
Dün arkadaşlarla sahilde oturuyoruz. Kordon’da klasik sahne: martılar bağırıyor, insanlar selfie çekiyor, ben de içimde egzistansiyel boşlukla limonata karıştırıyorum.
Bir arkadaş telefonunu çıkarıyor:
“Beyler Apple Music ne kadar ya? Spotify’dan geçilir mi?”
İşte o an masa resmen mahkeme salonuna döndü.
Biri diyor:
“Ya çok pahalıdır kesin.”
Diğeri:
“Abi öğrenci indirimi vardır ya, vardır yani… Apple sonuçta.”
Ben ise içimden hesap yapıyorum:
“Şu an cebimdeki parayla en fazla üç paket sakız + bir dolmuş binerim. Müzik mi? O biraz lüks kaçıyor.”
Ama mesele sadece fiyat değil. Asıl mesele şu:
Bir şarkıyı dinlemek artık sadece dinlemek değil, bir abonelik ilişkisi.
Günlük hayatta abonelik psikolojisi
Sabah kahvaltısı yaparken bile beynim şunu diyor:
“Bu yumurta kaç abonelik eder?”
Abarttım mı? Evet. Ama İzmir sıcağında insanın beyni biraz eriyor zaten.
Telefonuma bakıyorum, bildirimler:
“Yeni playlist önerisi”
“3 ay ücretsiz deneme”
“Kaçırma!”
İç ses:
“Ben zaten hayatı kaçırıyorum, teşekkür ederim.”
Ve tam o noktada tekrar aynı soru geliyor:
Apple Music ne kadar ve ben buna gerçekten değer miyim?
Arkadaş grubu ekonomisi: herkes uzman, kimse ödeme yapmıyor
Bizim arkadaş grubu var ya… Ekonomi profesörleri toplanmış ama kimse fatura ödemiyor.
Bir arkadaş:
“Bak Spotify daha ucuz.”
Diğeri:
“Apple Music ses kalitesi daha iyi diyorlar.”
Ben:
“Benim kulaklık 2018’den kalma, o kaliteyi ben zaten hissedemem.”
Herkes susuyor.
Sonra biri çok ciddi bir ses tonuyla:
“Bence mesele fiyat değil, alışkanlık.”
İşte o an anlıyorum ki biz aslında “Apple Music ne kadar?” diye sormuyoruz. Biz “Ben neye alışmak istiyorum?” diye soruyoruz.
Ama bunu kimse yüksek sesle söylemiyor çünkü fazla felsefi kaçıyor, sonra biri “hadi bira alalım” deyip konuyu kapatıyor.
İzmir sokaklarında müzik ve abonelik düşünceleri
Karşıyaka vapurundayım. Rüzgar var, saçlar zaten bir yere gitmiyor, o yüzden dert etmiyorum.
Kulaklık takılı. Playlist dönüyor. Bir şarkı geliyor, tam o an içimden şu geçiyor:
“Bu şarkı olmasa ben kimim?”
Sonra hemen ikinci düşünce:
“Bu şarkı Apple Music’te mi yoksa Spotify’da mıydı?”
İşte modern insanın dramı bu. Kimlik bile platforma bağlı.
Yanımda bir amca telefonda konuşuyor:
“Yav oğlum şu müzik uygulaması var ya… Apple Music mi ne, o ne kadarmış?”
Ve ben istemsizce kulak kabartıyorum. Çünkü artık bu soru refleks oldu.
İç ses:
“Yine mi… kader beni bu soruya getiriyor.”
Fiyat sorusunun gizli katmanları
“Apple Music ne kadar?” sorusu aslında üç katmanlı:
1. Aylık ücret ne?
2. Öğrenci indirimi var mı?
3. Ben bunu gerçekten kullanır mıyım yoksa 2 gün sonra unutur muyum?
Üçüncüsü en tehlikelisi.
Çünkü biz genelde şunu yapıyoruz:
Abonelik alınır
3 gün yoğun kullanım
Sonra “ben zaten YouTube’dan dinliyordum ya” evresine geçiş
Ve sonra kart ekstresinde o küçük ama düzenli kesinti:
“Apple Music – 1 ay”
İç ses:
“Ben bunu neden hâlâ ödüyorum?”
Müzik, alışkanlık ve gereksiz dürüstlük anları
Bir gün evde oturuyorum. Klima çalışmıyor, internet var ama hayat yok.
Telefon elimde, Apple Music’e bakıyorum.
İç ses 1:
“Abone olursan daha çok müzik dinlersin.”
İç ses 2:
“Hayır, abone olursan daha çok borç düşünürsün.”
Ve klasik İzmir gecesi:
Balkondan deniz kokusu geliyor, aşağıda scooter sesi, içeride ben ve varoluşsal tartışma.
Arkadaş yazıyor:
“Knk Apple Music aldın mı?”
Ben:
“Daha karar vermedim.”
Gerçek cevap:
“Hayatımı bile tam seçemedim, müzik platformu biraz beklesin.”
Apple Music ne kadar? sorusunun sosyal baskı versiyonu
İşin komik tarafı şu: Bir uygulamanın fiyatı sadece fiyat değil, sosyal statü meselesi.
Bazı arkadaşlar var:
“Ben Apple Music kullanıyorum çünkü sound quality önemli.”
Bazıları:
“Ben YouTube Music’ten devam, zaten fark etmiyor.”
Ben:
“Ben kulaklıkla kendi iç sesimi bastırmaya çalışıyorum.”
Ama dürüst olayım, bazen sadece trende uymak için bile düşünüyoruz. Sanki Apple Music’e geçince hayatımız biraz daha düzenli olacak.
Spoiler:
Olmuyor.
Kendimle yaptığım kısa pazarlık
Bazen kendi kendime pazarlık yapıyorum:
– “Tamam al, müzik daha iyi olur.”
– “Ama ay sonunda para kalmaz.”
– “Ama mutluluk?”
– “O zaten ayrı abonelik.”
Ve sonra klasik final:
Telefonu kapat, su iç, yat.
İzmir’de müzik dinlerken hayatı fazla düşünmek
İzmir’in garip bir yanı var: İnsan burada sadece yaşamıyor, düşünüyor da.
Kordon’da yürürken, vapur beklerken, hatta simit alırken bile beyin boş durmuyor.
Bir şarkı çalıyor:
“Stay with me…”
Ben:
“Ben kendimle bile zor kalıyorum.”
Ve yine aynı soru:
Apple Music ne kadar ve bu gerçekten hayatımı değiştirecek mi?
Cevap:
Muhtemelen hayır. Ama belki sabah işe giderken daha iyi şarkılar eşlik eder. Bu da küçük bir artı.
Arkadaş grubunun final tartışması
Akşam tekrar grup konuşması:
“Abi aldın mı?”
“Yok.”
“Neden?”
“Kararsızım.”
Bir arkadaş çok net:
“Ya dene gitsin, en fazla iptal edersin.”
İç ses:
“Ben hayatımdaki hiçbir şeyi bu kadar kolay iptal edemiyorum ama tamam.”
Ve sonra herkes kendi hayatına dönüyor. Ama soru havada kalıyor:
Apple Music ne kadar ve biz neden bu kadar düşünüyoruz?
Son düşünce: mesele para mı, alışkanlık mı?
Gece oluyor. İzmir sessizleşiyor. Telefon elimde, ekran ışığı yüzüme vuruyor.
Bir yanda müzik uygulamaları, diğer yanda gerçek hayat.
İç ses:
“Belki de mesele Apple Music’in ne kadar olduğu değil… Bizim neyi ne kadar ciddiye aldığımız.”
Sonra hemen ikinci iç ses:
“Tamam da yine de fiyatını öğrenmek lazım.”
Ve ben yine Google’a değil, hayatın kendisine bakıyorum.