Görgü Tanığı İfade Vermek Zorunda mı? Öğrenmenin Pedagojik Tanıklığı Üzerine Bir eğitimci olarak, her gün öğrenmenin dönüştürücü gücüne tanıklık ediyorum. Bir öğrencinin bir kavramı ilk kez anladığı an, yalnızca bir bilgi edinimi değil; aynı zamanda bir farkındalık doğumudur. Öğrenme, bir tür tanıklık sürecidir — birey, kendi düşünce biçimine şahit olur. Bu noktada şu soruyu sormak anlamlıdır: “Görgü tanığı ifade vermek zorunda mı?” Bu soru hukukî bir bağlamda yöneltilse de, eğitsel bir açıdan ele alındığında çok daha derin anlamlar taşır. Çünkü öğrenme de bir “ifade” biçimidir. Her öğrenci, öğrendiklerine tanıklık eder; her öğretmen, o tanıklığın ifadesini yönlendirir. Eğitim, yalnızca bilgiyi aktarmak…
12 YorumEtiket: bir
Doktorlar Neden Göze Işık Tutar? Bir doktora gittiğinizde, gözlerinize küçük bir el feneriyle yaklaşıp “buraya bakın” dediği o anı hatırlarsınız, değil mi? O anda aklınızdan geçmiştir: “Acaba gözlerimde neye bakıyor? Neden ışık tutuyor?” Aslında bu basit görünen hareket, sinir sistemimizin, beynimizin ve yaşam fonksiyonlarımızın kusursuz bir dansına ışık tutar — kelimenin tam anlamıyla. Göz Bebeği: Vücudun Minik Bilim Laboratuvarı Göz bebeği (pupil), gözümüzün tam ortasındaki siyah nokta. Aslında siyah değil, karanlık görünüyor çünkü içeri giren ışık emiliyor. Doktorun elindeki o küçük ışık, sadece görme organınızı değil, beyinle göz arasındaki iletişim hattını da test eder. Göz bebeği, ortama giren ışığa göre…
12 YorumAmfibe Ne Demek? Bir Hikayenin Derinliklerinde Bazen hayatın gizemli tanımlarına takılıp kalırız. Yavaşça, bir kelimenin derinliklerine inmek ve onun ne kadar çok şeyi anlatabileceğini keşfetmek isteriz. Şimdi, sizi bir yolculuğa çıkarıyorum. Bir zamanlar anlamını tam olarak kavrayamadığım, ama sonradan beni çok şeyle tanıştıran bir kelimeyi keşfedeceğimiz bir yolculuk… “Amfibe.” Sizin için de gizemli, değil mi? İşte bu kelimenin ardındaki sır, sadece bir bilimsel tanım değil, insan ruhunun karmaşıklığını da yansıtıyor. Gelin, biraz eğlenerek, hem öğrenerek hem de hissederek keşfedelim. Hikayenin Başlangıcı: Lila ve Kenan’ın Yolculuğu Lila ve Kenan, farklı dünya görüşlerine sahip iki insan. Kenan, bir mühendis; çözüm odaklı, pratik…
10 Yorumİneğin Hangi Bağırsağı Yenir? Ekonomik Seçimlerin Sofradaki Hikâyesi Ekonomi, çoğu zaman rakamlarla, grafiklerle ve soyut kavramlarla anılır. Ancak özünde ekonomi, insan davranışlarının; özellikle de seçimlerin hikâyesidir. Her tercih, bir fırsat maliyeti yaratır. “İneğin hangi bağırsağı yenir?” sorusu ilk bakışta biyolojik ya da kültürel bir merak gibi görünebilir; fakat bir ekonomistin gözünden bakıldığında bu soru, kaynakların nasıl değerlendirildiğini ve toplumun üretim-tüketim dengesini anlamak için derin bir pencere açar. Kıt Kaynaklar ve Tam Kullanım: Ekonominin İlk Dersi Ekonomide temel ilke, kaynakların sınırlı, ihtiyaçların ise sınırsız olduğudur. Bu bakış açısıyla inek yalnızca bir besin kaynağı değil, aynı zamanda bir üretim faktörü ve ekonomik…
6 YorumGıptayla Bakmak Ne Anlama Gelir? Felsefi Bir İnceleme Gıptayla bakmak, kelime olarak bir tür hayranlık, kıskanma ve aynı zamanda bir arzu duygusunu ifade eder. Ancak bu, sadece bir duygudan ibaret değildir; derinlemesine incelendiğinde, bireyin etik, epistemolojik ve ontolojik düzeyde kendisiyle, diğerleriyle ve dünyayla olan ilişkisini yeniden sorgulayan bir kavram haline gelir. Bu yazıda, gıptayla bakmanın ne anlama geldiğini felsefi bir bakış açısıyla inceleyecek, konuyu etik, epistemoloji ve ontoloji bağlamında derinlemesine tartışacağız. Gıptanın Felsefi Temelleri Gıptayla bakmak, bir bakış açısının ötesine geçer ve duygusal bir durumun ötesinde varlıkla, gerçeklik ile ilgili temel sorulara yol açar. Felsefi anlamda, gıpta, insanın arzuladığı bir…
14 YorumEkonomistin Girişi: Kıt Kaynaklar ve Göktaşının Ekonomik Yankısı Bir ekonomist için evrendeki her olay, ister borsa çöküşü ister göktaşı düşmesi olsun, aynı temel ilkeye dayanır: kaynaklar sınırlıdır, seçimler maliyetlidir. Bir göktaşının düşmesi, ilk bakışta astronomik bir olay gibi görünür. Ancak bu olayın ardından yaşananlar — merak, korku, yatırım, fırsat arayışı — aslında mikro ve makro ekonomi düzeyinde insan davranışlarının saf halidir. “Gök taşı nerede düştü?” sorusu yalnızca coğrafi bir merak değil, aynı zamanda ekonomik bir tetikleyicidir. Çünkü her düşüş, bir bölgenin ekonomik dengelerini, piyasa dinamiklerini ve toplumsal refahını yeniden tanımlar. — Göktaşının Düştüğü Yer: Bir Kaynak mı, Bir Kriz mi?…
6 YorumGondol Denince Akla Ne Gelir? Bir psikolog olarak insan davranışlarını anlamaya çalışırken, bazen basit görünen bir kavramın bile zihin dünyamızda nasıl derin yankılar uyandırdığını fark ederim. “Gondol” kelimesi de bunlardan biridir. İlk duyduğumuzda aklımızda beliren imgeler; Venedik’in romantik kanalları, sakin su yüzeyinde süzülen zarif bir kayık, ya da lunaparkta yukarı aşağı sallanan bir oyuncak olabilir. Ancak, bu kelimenin çağrıştırdığı şeyler yalnızca bir taşıt ya da eğlence aracıyla sınırlı değildir. Gondol, insan zihninde bilinçdışı süreçlerin, denge arayışlarının ve duygusal dalgalanmaların sembolüdür. Bilişsel Psikoloji Perspektifinden: Zihinsel Temsiller ve Çağrışımlar Bilişsel psikoloji, zihnimizin dünyayı nasıl algıladığını ve anlamlandırdığını inceler. Gondol kelimesi, zihinsel çağrışım…
12 YorumGevherî Aruz Mu? Ekonomik Bir Perspektiften Bakış Bir ekonomist olarak sürekli olarak insanların sınırlı kaynaklarla nasıl seçimler yaptığını ve bu seçimlerin toplumsal refah üzerindeki etkilerini düşünürüm. Her gün karşılaştığımız ekonomik kararlar, daha geniş piyasa dinamiklerini ve toplumsal yapıların şekillenmesini etkileyebilir. Her ne kadar çoğu kişi bu kararların finansal sonuçlarına odaklansa da, bu seçimlerin dil, kültür ve sanat gibi diğer sosyal alanlarda da etkileri vardır. Gevherî kelimesi, her ne kadar bir sanat terimi olarak anılsa da, içinde bulunduğumuz ekonomik sistemin nasıl işlediğini, sınırlı kaynaklarla yapılan seçimlerin nasıl şekillendiğini ve bu seçimlerin daha geniş toplumsal yapıları nasıl etkilediğini anlamak açısından önemli bir…
10 YorumHamiyet Ne Demek Osmanlıca? Romantize Etmeyi Bırakalım, Kelimenin Hesabını Verelim! Kusura bakmayın ama “Osmanlıca” denince her kelimeye büyülü bir anlam yükleme alışkanlığımız var. “Hamiyet” de o kelimelerden biri: kimine göre salt asalet, kimine göre sınırsız vatan sevgisi… Oysa bir sözcük, tarih boyunca üstüne yapışan tüm katmanlarıyla anlaşılır. Hadi nostalji sisini dağıtalım; arşivlerin, sözlüklerin ve gerçek kullanımın izinde “hamiyet”in hakkını verelim. Kısa cevap: Osmanlı Türkçesinde hamiyet (حمیّت); “onur/izzet-i nefs, koruyucu yüreklilik, yardımseverlik/iyilikseverlik ve ‘hamiyet-i milliye’ bağlamında vatanperverlik” gibi anlam katmanlarına sahiptir. Kökü Arapça ḥamiyya/ḥamiyyah: “gayret, ateşli sahipleniş, şeref duygusu”. Etimoloji ve Yazım: Bir Kök, Çok Katman “Hamiyet”in kökü Arapça ح م…
12 YorumBoğazda Gıcık ve Balgam Nasıl Geçer? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme Güç İlişkileri ve Toplumsal Düzen Üzerine Bir Siyaset Bilimcisinin Girişi Toplumlar, tıpkı vücutlar gibi, pek çok farklı katmandan oluşur. İçinde bulunduğumuz toplumsal yapılar, hem güç ilişkilerini hem de vatandaşlık haklarını sürekli olarak yeniden şekillendirir. Tıpkı boğazda gıcık öksürük ve balgam gibi rahatsızlıkların çeşitli sebeplerden kaynaklanması gibi, toplumsal sorunlar da çok katmanlıdır ve bu katmanlar arasındaki etkileşim, çözüm yollarını belirler. Boğazda gıcık ve balgam sorunu da aslında, temelde daha derin toplumsal ve siyasal yapılarla ilgilidir. Bir siyaset bilimci olarak, iktidar, kurumlar, ideoloji ve vatandaşlık gibi unsurların bu rahatsızlıkla ne şekilde…
14 Yorum